EN

· Published:

Bugün Türk sanatının en kıymetli ustalarından birini, hayatını üretmeye, paylaşmaya ve başkalarının üretmesine adamış koca bir çınarını, Süleyman Saim Tekcan’ı kaybettik.

Onu sanat tarihi ve eleştirmenler haklı olarak Türk özgün baskı resminin öncüsü, atölye geleneğinin mimarı, gravürün ve heykelin büyük ustası, Türkiye’nin ilk grafik sanatlar müzesi olan IMOGA’nın kurucusu olarak anacaklar. Bunların hepsi fazlasıyla hak edilmiş unvanlar ve her biri tek başına devasa adımlar. Ancak onu tanıma şansına erişenlerin hafızasında bunların da ötesinde derin bir iz kalır. Kendisi gerçek bir beyefendiydi ve eşine az rastlanır bir alçak gönüllülüğe sahipti.

Süleyman Saim Tekcan
Süleyman Saim Tekcan (1940 – 2026), Fotoğraf IMOGA Arşivi

Benim Süleyman Saim Tekcan ile yolumun kesişmesi, hayatın sunduğu o zarif tesadüflerden biriyle başladı. Bir gün kuzenimi ziyarete gitmiştim. Meğer kuzenim ile Süleyman Bey tanışıyorlarmış ve o gün tesadüfen Süleyman Bey de oradaydı. Kendisiyle bu vesileyle tanıştım. Ressam olduğumu söylediğimde işlerimi görmek istedi. Ben de yanımdaki çizimleri ve cep telefonumdan açtığım web sitem üzerinden bazı çalışmalarımı gösterdim. Bunları inceledikten sonra beni “Yolu Trabzon'dan Geçen Sanatçılar” sergisinin ikincisine davet etti. Büyük bir ustanın, hiçbir önyargı ya da hiyerarşi gözetmeksizin, yalnızca işe bakarak bir kapı aralaması benim için çok kıymetliydi.

Daha sonra beni müzeye davet etti ve orada uzun uzun konuştuk. Sonrasında farklı zamanlarda onu müzede birkaç kez daha ziyaret etme şansım oldu. Ziyaretlerimin birinde, sitemde de bahsettiğim "sarı-siyah" üslubumda yaptığım “Yerdeniz” isimli çalışmamı görüp müze koleksiyonuna aldı. Özgün baskı işleri için desenlerdeki yaklaşımımın çok uygun olduğunu düşünüyordu. Yine bu ziyaretlerden birinde elimde bir dosya vardı. O dosyadan seçtiği bir resmi fine art print olarak bastırıp bana renkli resim yapmam için verdi. O resmi renkli yapamadım belki ama onun bu teşvik edici, üretmeye alan açan tavrı aklımdan hiç çıkmadı. Sonrasında da ilişkimiz hem telefon görüşmelerimizle hem de “Yolu Trabzon'dan Geçen Sanatçılar” sergisinin sonraki edisyonlarında devam etti.

Süleyman Hoca, hayatımda gördüğüm en zarif, en mütevazı insanlardan biriydi. Yaptığı işten ve ustalığından her zaman emindi. Fakat hiçbir şekilde üstünlük taslamaz, sürekli kendinden bahsetmez, lafı dönüp dolaştırıp kendi yaptığı işlere getirmezdi. Gerçekten güzel şeyler olsun, sanatçılar üretebilsin diye samimiyetle çaba gösterirdi. Kurduğu müze bile tek başına bu adanmışlığın en somut kanıtıdır.

Büyük ustalar geride sadece eserler bırakmazlar, temas ettikleri insanlarda bıraktıkları o derin zarafetle de yaşarlar.

Süleyman Saim Tekcan, hem büyük ustalığı hem de o benzersiz tevazusu ile hep hatırlanacak.

Ruhu şad olsun, Allah rahmet eylesin.

← Tüm yazılar

↑Yukarı Dön