Dijital resim. 3 eser. 2006.
Üç görüntü. Hamile bir erkek. Michael Jackson. Yeşil bir coğrafyanın üzerinde havada asılı duran bir figür.
Bu üç görüntünün her biri, Batı'nın kendi çelişkileriyle kurduğu ilişkinin başka bir yüzüne bakıyor. Eşitlik, ilerleme, özgürlük ve doğa gibi kavramlar etrafında kendisini tanımlayan bir uygarlığın, bu kavramlarla ne yaptığına ve onları kendi pratiği içinde nasıl dönüştürdüğüne.
Wild Wild West nostaljik bir başlık değil. Buradaki “Vahşi Batı”, geçmişte kalmış bir dönemden çok, kendisini sürekli yeniden üreten bir sınır fikrine işaret ediyor. Yeni olanın, bilinmeyenin ve henüz düzenlenmemiş olanın karşısında, neyin mümkün olduğuna karar verme ve bu kararın sonuçlarını meşrulaştırma biçimi. Bu anlamda Vahşi Batı yalnızca geçmişte değildi. Bir şeyin “sonraki” hâline geçebilmek için her defasında yeniden kurulan bir şimdiki zaman hâli.
Michael Jackson'a bakan görüntü, bu çelişkinin daha kişisel ve daha sert bir tarafını açıyor. Kültür tarafından aynı anda hem yüceltilen hem de tüketilen bir figür. Kendi bedenini ve görünüşünü değiştirmeye zorlayan toplumsal, kültürel ve ekonomik baskıların ne kadarını kendi seçimiyle, ne kadarını kendisine sunulan dünyanın sınırları içinde yaşadığını bugün kesin olarak ayırmak mümkün değil. Fakat sonunda onu üreten ve dönüştüren kültür, ölümünün ardından aynı kişiyi yeniden sahiplenmekte gecikmedi.
Burada beni ilgilendiren yalnızca Michael Jackson değil. Bir toplumun bir bedeni önce biçimlendirmesi, sonra bu biçimlenmenin sonuçları karşısında şaşırması ve sonunda kendi yarattığı figürü yeniden bir simgeye dönüştürmesi. Beden üzerinde uygulanan müdahalenin nerede bittiği, toplumsal beklentinin nerede başladığı her zaman kolayca ayırt edilemiyor.
Sanat tarihi ve Türk-İslam sanatı üzerine çalışmalarım bana zaman içinde imgelerin bedenle kurduğu ilişkiye daha dikkatli bakmayı öğretti. Görsel kültür, bedeni hiçbir zaman yalnızca göstermez. Ona anlam verir, onu sınıflandırır, idealize eder, dönüştürür ya da görünmez kılar. Neyin güzel, doğal, normal, ilerici ya da kabul edilebilir olduğuna ilişkin yargılar da çoğu zaman bu imgelerin içinde sessizce çalışır.
Wild Wild Westteki üç görüntü bu bakışın farklı yönlerini taşıyor. Birbirlerinden oldukça uzak görünen bu imgeleri yan yana getirerek tek bir hikâye kurmaktan çok, aralarındaki beklenmedik akrabalığı görünür kılmaya çalışıyorum.
Benim için bu bakış hiçbir zaman merkezin içinden kurulmuş bir bakış olmadı. Belki de bu yüzden ilgimi çeken şey, Batı'nın kendisi kadar Batı'nın kendisini anlatırken kurduğu görüntüler. Bir uygarlığın kendi hakkında söylediği ile dünyada yaptığı arasındaki mesafe.
Wild Wild West biraz da o mesafede duruyor.