İnteraktif yapay zekâ yerleştirmesi. 5. İstanbul Dijital Sanat Festivali, Atatürk Kültür Merkezi (AKM), İstanbul, 2025.
Yukarıdaki ve aşağıdaki görseller yapıtın ve kuramsal sürecin kavramsal görselleştirmeleridir; mekânda çekilmiş belgeleme fotoğrafları değildir.
Person A, tamamlanmaya ve donup kalmaya direnen, ucu açık bir portre yerleştirmesidir. Ekranın karşısına geçen her bir izleyici, durmaksızın biriken ve katmanlaşan tekil bir çehreye eklemlenir: Kendisine daha önce bakmış olan herkesin tortusunu ve tam o anda karşısında duran kişinin taze izini aynı anda taşıyan melez bir imge. Bu yüzeyde hiçbir şey durağanlaşmaz. Ulaşılabilecek nihai bir son nokta bulunmadığından, bu yapıtı fotoğraflayıp o kayda 'Person A' demek de olanaksızdır. Objektifin yakalayabileceği tek şey, deklanşör kapandıktan sonra da akışını sürdüren bir sürecin tesadüfi bir kesitinden ibarettir. Dolayısıyla her karşılaşma, bir öncekinin mekanik tekrarı değil; kendine özgü, biricik bir deneyimdir.
Portre sanatı, tarih boyunca ağır bir ontolojik yük taşımıştır. Roma dönemi Mısır’ında mumyaların üzerine resmedilen Feyyum cenaze portreleri, ahşap bir levhadan kişinin benzerliğini ölümün ötesine mühürlemesini talep ediyordu. Rembrandt bu vaadi içe bükerek, sanki sonsuz tekrar en nihayetinde hakiki bir öze temas edebilirmişçesine kendi çehresini defalarca resmetti. Fotoğraf ise aynı iddiayı çok daha hızlı, mekanik ve kitlesel bir biçimde devraldı: Odakla, tetiğe bas ve an sonsuzluğa sabitlensin. Person A, bakış eylemini üstlenen aygıt bir fırça ya da mercek olmaktan çıkıp, tahminlerini kesintisizce güncelleyen bir yapay zekâ algoritmasına dönüştüğünde, bu kadim vaadin nasıl bir başkalaşıma uğradığı sorusundan doğdu.
Gilles Deleuze, sabit ve yekpare bireyler üzerine kurulu disiplin toplumlarından; 'dividual' (bölünebilir/parçacıl) adını verdiği yapılara doğru evrilen bir denetim rejimini tarif eder: İnsanların, kendilerini gözetleyen sistemler nezdinde bütünlüklü özneler olarak değil, oraya buraya saçılmış veri noktacıkları olarak varlık bulduğu bir düzen. Bir havalimanı turnikesinde veya akıllı telefon ekranında optik sensörlerin taradığı yüz, klasik anlamda bir yüz değildir; tasnif edilmeye, eşleştirilmeye ve istatistiksel olarak sınanmaya hazır bir ölçümler matrisidir. Person A, bu teknik gözetleme bakışını temellük ederek sergi mekânına geri yöneltir. Sistem her izleyiciyi hakikaten bir veri öbeği olarak okur; fakat bu veriyi bir güvenlik fişine hapsetmek yerine, hiç kimsenin mülkiyetinde olmayan ve bir kez bakanın kendini bir daha asla bütünüyle çekip alamayacağı müşterek, yaşayan bir imgenin gövdesine katar.
Teknolojinin tüm bu aygıtlarından çok daha köklü bir felsefi kabul vardır: Benlik, insanın yanında taşıdığı monolitik bir töz değil; ancak bir başkasının mevcudiyetinde ve onunla temas halinde teşekkül eden dinamik bir oluş hâlidir. Person A bu düşünceyi tasvir etmekle kalmaz, bizzat onun yakıtıyla çalışır. Ekrandaki yüzün, izleyiciler arasındaki boşlukta kendi başına bir mevcudiyeti yoktur. Bir şeye dönüşebilmek için karşısına birinin geçmesini bekler ve birisi geçtiği anda kaçınılmaz olarak başkalaşır.
Person A’nın karşısında duran hiç kimse yüceltilmez, kutsanmaz veya abideleştirilmez. Yalnızca içeriye dahil edilir; çoktan bir sonraki kişiye doğru evrilmekte olan kolektif bir çehrede, kısa bir an için baskın ses hâline gelir. Bu, tekinsiz bir görünürlük kipidir: Bir saniyeliğine mutlak, hemen ardından soğurulan ve silinip giden. Yapıtın başlığı da öznelleşmeyi peşinen reddeder: Şu ya da bu kişi değil. Yalnızca 'Person A' (A Şahsı); herkese ait olabilecek ve tam da bu yüzden hiç kimseye ait olmayan anonim bir dizin.
Maskeler düşmez, evrilir. Kimlikler yok olmaz, çoğalır.
Diyagram: Yerleştirmenin her yeni ziyaretçinin yüzünü bir öncekiyle nasıl harmanladığını gösteren akış şeması.