Dijital animasyon. 3 eser (orijinali 4 eser). 2003.
2003 yılında Irak'ın işgali başladığında savaşı durdurmak istiyordum. Elbette durduramadım. Başlamasına neden olacak hiçbir şey yapmamıştım, başlamış olanı durduracak gücüm de yoktu. Buna rağmen olan bitenle arama mesafe koymak istemiyordum. Görmek, bilmek ve karşı çıkmak istiyordum.
Ben Hiçbir Şey Yapmadım bu çelişkiden doğdu.
Savaşın kendisi korkunçtu. İnsanların öldürülmesi, yaralanması, evlerin ve şehirlerin yok edilmesi karşısında duyduğum dehşet, işin çıkış noktasıydı. Fakat bir süre sonra başka bir şey daha hissetmeye başladım. Şiddet yalnızca Irak'ta yaşanmıyor, orada yapılanların görüntüleri aracılığıyla dünyanın geri kalanına doğru yayılıyordu.
Burada iki şeyi birbirine karıştırmak istemiyorum. Ekranın karşısında duran insanın yaşadığı şey, savaşın içinde yaşayan insanın yaşadığıyla kıyaslanamaz. Biri bedenin doğrudan maruz kaldığı gerçek bir yıkımdır, diğeri onun görüntüsüyle karşılaşmaktır. İlkiyle kıyaslanabilecek hiçbir şey yoktur.
Beni düşündüren şeylerden biri, şiddetin kendisinin görüntüsüne doğru genişlemesiydi.
Bir insanı öldürmek, yaralamak ya da evini yıkmak başka bir şeydir. Bunu dünyanın geri kalanına göstermek başka bir şey. Özellikle de bunu yalnızca gizlemekten çekinmeyen değil, göstermeyi de gücünün bir parçası hâline getiren bir fail söz konusu olduğunda.
Bazen fail yalnızca zarar vermek istemez. Yaptığı zararın görülmesini de ister. Kendi kudretini, başkasının acısı üzerinden seyrettirmek ister. O noktada görüntü, yaşanan şiddetin kaydı olmaktan çıkar. Şiddetin kendisinin uzantısına dönüşür.
Ben Hiçbir Şey Yapmadım için dört dijital animasyon ürettim. Bunlarda kendi bedenimi kullanmamın nedeni, bu düşünceyi dışarıdan anlatmak değil, onu bir bedenin içine yerleştirmekti. Beden görmeye, duymaya, kaydetmeye ve konuşmaya devam ederken kendi iradesini giderek kaybeder. Ne kaçmak mümkündür, ne soğukkanlı izlemek ne de algıyı kapatabilmek.
Bu bedenin durumu benim 2003'teki ruh hâlimle de örtüşüyordu. Dünyada korkunç bir şey oluyordu. Müdahale etmek istiyordum ama edemiyordum. Buna rağmen görmeye, duymaya devam ediyordum. Bu zorunluluk, benim için savaş görüntülerinin en karanlık taraflarından biriydi. Çünkü tanıklık ile teşhir arasında ince ama önemli bir fark var. Tanıklık, başkasının yaşadığı acıyı görünür kılabilir. Teşhir ise acıyı, failin kudretini gösteren bir nesneye dönüştürebilir.
Benim itirazım tanıklığa değildi. Tam tersine, tanıklık gereklidir. İtirazım, şiddetin tanıklığı ele geçirerek onu kendi gösterisinin bir parçasına dönüştürmesineydi.
O yıllarda internet henüz bugünkü sürekli görüntü akışına dönüşmemişti. Ben de bu ortamı kullanarak bir web sitesi oluşturdum. Site dört animasyonun bulunduğu basit bir sergi alanı değildi. Yavaşlayan, bekleten ve izleyiciyi bir ekranın içinde tutan yapısıyla, o dönemin teknolojik koşullarını da işin deneyimine dahil eden bir yapıydı. Zamanla ayda yüz binlerce kişinin ziyaret ettiği bir yere dönüştü.
Bugün bu işe yeniden baktığımda, beni hâlâ ilgilendiren şey Irak Savaşı'nın kendisinden çok daha geniş bir yerde duruyor. Şiddetin sınırlarının nerede bittiğini bilmiyorum. Bir bedenin sınırında mı? Bir görüntünün içinde mi? Görüntünün yeniden üretilmesinde mi? Yoksa bir insanı başkasının uyguladığı şiddetin seyircisi hâline getirdiğimiz anda mı?
Ben Hiçbir Şey Yapmadım bu sorulara cevap vermiyor. Zaten o dönemde yaptığım şey de bir cevap bulmak değildi.
Zalimin zulmünü zorla izlettirdiği dünyada bir şey söylemenin yolunu aramaktı.