EN
Sarı-Siyah - Muzaffer Malkoç, Tuval Üzerine Füzen ve Bitkisel Pigment
Süregelen seri. Çeşitli yüzeyler üzerine kömür ve bitkisel sarı pigment. 30×50 cm - 300×300 cm arası.
Resim yaparken bazı renklerin, biçimlerin ve malzemelerin yıllar içinde tekrar tekrar karşıma çıktığını fark ettim. Sarı ve siyah da bunların başında geliyor. Benim için bu iki renk, sonradan belirlenmiş bir palet tercihinden çok, resme dönmek için kullandığım tanıdık bir başlangıç noktası haline geldi.
Bu resimlerde siyahı çoğunlukla kurşun kalem, graphite ve farklı sertliklerdeki 0.5 ve 0.7 mm uçlu kalemlerle oluşturuyorum. Sarıyı ise annemden öğrendiğim geleneksel bir yöntemle elde ediyorum. Çeşitli yabani bitkiler ve soğan kabukları kaynatılarak hazırlanan bu şeffaf sarı pigment, kalemin bıraktığı çizgi ve tonlarla karşılaştığında yalnızca bir renk karşıtlığı yaratmıyor. İki malzemenin farklı karakterleri yüzeyde birbirine yaklaşırken, çizgi ile leke, opaklık ile saydamlık arasında sürekli değişen bir ilişki ortaya çıkıyor. Kâğıt üzerinde başlayan bu karşılaşma, zaman zaman anıtsal ölçülere ulaşan resimlerde başka bir fiziksel yoğunluk kazanıyor.
Sarı ve siyahın benim için taşıdığı anlamın önemli bir bölümü çocukluk hafızamdan geliyor. Ağabeylerimin siyah-beyaz desenlerine bakarak büyüdüm. Resimli romanlar, eski kitapların sararmış sayfaları, ahşap baskıların koyu çizgileri ve annemin evde hazırladığı boyalar, farkında olmadan görsel hafızamın bir parçası oldu. Bu nedenle bugün bu iki renkle çalışırken yalnızca bir estetik tercihe değil, geçmişten bugüne taşınmış bir görüntü dünyasına da dönüyorum.
Bu hafızanın içinde özel bir yeri olan karşılaşma ise çocukluğumda Sahaflar Çarşısı'nda gördüğüm Mehmed Siyah Kalem'in resimleriydi. O figürlerde beni etkileyen şey yalnızca çizginin gücü değildi. İnsanla hayvan, gerçeklikle hayal, gündelik olanla tekinsiz olan arasındaki sınırların bu kadar kolay yer değiştirebilmesi beni derinden etkilemişti. O zamanki deneyimin bugün resimlerimde nasıl karşılık bulduğunu tam olarak açıklayamam. Fakat bazı karşılaşmaların açıklanmaktan çok hafızada çalışmaya devam ettiğine inanıyorum.
Zaman içinde sarı ve siyahla kurduğum bu ilişki beni yalnızca kendi geçmişime değil, farklı kültürlerde ışık, karanlık, dönüşüm ve doğa etrafında oluşmuş imgelerin tarihine de götürdü. Burada belirli bir geleneği temsil etme ya da ona doğrudan gönderme yapma arayışından çok, farklı zamanlarda tekrar eden bazı ortak duyarlılıkların peşine düşüyorum. Doğayla insan arasındaki sınırın belirsizleştiği, karanlığın yalnızca yokluk değil bir dönüşüm alanı olarak düşünüldüğü imgeler, resimlerimin arka planında zaman zaman yeniden beliriyor.
Bu nedenle sarı ve siyahı yalnızca ışık ve karanlığın karşıtlığı olarak görmüyorum. Onlar aynı zamanda görünür olanla saklı kalan, oluşla çözülme, hafızayla şimdi arasındaki hareketi taşıyan iki uç gibi çalışıyor. Birbirlerinin karşıtı oldukları kadar birbirlerini var ediyorlar. Siyah sarının ışığını belirginleştirirken, sarı da siyahın yoğunluğunu ve çizginin yapısını başka türlü görünür kılıyor.
Bu resimlerin yıllar içinde izleyici ve koleksiyonerler tarafından güçlü bir karşılık bulması benim için ayrıca anlamlı. Ancak onları sürdürmemin nedeni bu ilgi değil. Sarı ve siyaha yeniden dönmemin daha kişisel ve daha zor tarif edilebilir bir nedeni var. Her dönüşte aynı yere geldiğimi düşünürken, aslında resmin ve benim değişmiş olduğumu fark ediyorum. Aynı iki renk, farklı zamanlarda başka bir şey söylüyor.
Belki de bu yüzden sarı-siyah benim için bir üslup değil. Resme yeniden başlamak için kullandığım bir eşik. Her seferinde aynı yerden başlayıp başka bir yere varma ihtimali taşıyan, kişisel hafızayla malzemenin ve resim tarihinin birbirine karıştığı açık bir alan.
Bu resimler yakından bakıldığında, yalnızca renklerin değil, çizginin, pigmentin ve yüzeyin de kendi hikâyesini taşır. Kurşun kalemin basıncı, tekrarı ve yoğunluğu ile bitkisel pigmentin saydamlığı, yüzeyde farklı zaman katmanları oluşturur. Bu nedenle eserlerin karşısında bulunmak, yalnızca ortaya çıkan görüntüyü değil, görüntünün nasıl kurulduğunu da deneyimlemeyi gerektirir.
Sarı ve siyah arasında gidip gelen bu resimler, benim için hâlâ tamamlanmış bir düşüncenin sonucu değil. Daha çok, resim aracılığıyla kendime tekrar tekrar açtığım bir alan.
Bu yapıtların tinselliği ve malzeme dokusu ancak bizzat karşısında durulduğunda duyumsanabilir. Koleksiyon ve edinim bilgisi için iletişime geçebilirsiniz.
↑Yukarı Dön