Bir portredeki insanın yüzüne bakabilir, kıyafetini ve duruşunu inceleyebiliriz. Yine de biraz önce ne söylediğini bilmeyiz. Bir hikâyede ise kişinin cümlesini okuyabilir, sesindeki tereddüdü izleyebiliriz. Bu kez yüzünün ayrıntıları hiç verilmemiş olabilir. İki karşılaşma da bize bir insanı yaklaştırır ve bazı şeyleri açık bırakır.
Resim ve yazı, insanın nasıl temsil edildiğine ilişkin araştırmamın iki alanı. Aralarındaki ilişkiyi düşünürken birini diğerinin açıklaması hâline getirmemek gerekiyor. Bir hikâye bir resmin çözülememiş anlamını tamamlamak zorunda değil. Resim de metnin eksik bıraktığı kişiyi görünür kılmakla görevli değil.
Görsel sanatlarla edebiyatın ilişkisi, bu farklı imkânları birlikte düşünmeye başladığımızda belirginleşiyor. Görünüş, ses, zaman ve bakış açısı her iki alanda da bulunabilir. Ancak aynı biçimde kurulmazlar. Bir insanı anlatırken hangi ayrıntının ne zaman ve kimin bakışından verildiği değişir.
Görmek ile anlatmak arasındaki fark
Bir görüntüde birden fazla öğe aynı yüzeyde bulunabilir. Bakışımız bunlar arasında dolaşır. Bir metinde ise sözcüklerle karşılaşma sıramızın cümle tarafından düzenlendiğini hissederiz. Bu başlangıç farkı yararlıdır, fakat bütün resimlerin tek anı, bütün metinlerin doğrusal zamanı anlattığı sonucuna götürülmemelidir.
Bir resim, tekrarlar veya farklı sahneler yoluyla süre düşündürebilir. Bir metin geçmişe dönebilir, aynı anı farklı kişiler üzerinden kurabilir ya da uzun bir zamanı birkaç sözcükte geçebilir. Her iki alanda da zamanın nasıl düzenlendiğini eserin kendi yapısında araştırmak gerekir.
Okur ve izleyici de bütünüyle edilgen değildir. Bir metinde geriye dönüp aynı cümleyi yeniden okuyabiliriz. Bir resimde ilk bakışta görmediğimiz bir ayrıntıya yaklaşabiliriz. Eserin sunduğu düzenle bizim dikkatimizin hareketi karşılaşır.
Bu nedenle karşılaştırmayı hangisinin insanı daha iyi anlattığı sorusuna indirgemek verimsiz olabilir. Daha somut bir soru sorabiliriz. Bu belirli resim veya metin bize neyi, hangi sırayla ve hangi mesafeden gösteriyor? Farkları böyle tarif ettiğimizde her iki alanın kendi imkânları açılır.
Bakışın sahibi kim?
Bir hikâyede konuşan kişinin görüşüyle yazarın görüşü aynı olmak zorunda değildir. Anlatıcı bazı şeyleri bilmeyebilir, yanlış anlayabilir veya bilinçli olarak saklayabilir. Okur, söylenenle olayların düşündürdüğü arasındaki farkı takip edebilir. Metin bazen tam da bu fark üzerinden çalışır.
Görüntüde de bakış konumunu araştırabiliriz. Bir figür bize dönük mü, başka birine mi bakıyor? Kadrajın dışında bir şeyle ilişki kuruyor mu? İzleyici sahnenin içine alınmış gibi mi hissediyor, uzakta mı tutuluyor? Bu sorular, görüntüyü yalnız görünen nesnelerin listesi olmaktan çıkarır.
Yine de bir figürün bize bakması, sanatçının belirli bir duyguyu iletmek istediğinin doğrudan kanıtı değildir. Önce bu bakışın kompozisyonda ne yaptığını anlatabiliriz. Niyet hakkında konuşacaksak süreç kaydı veya sanatçının açıklaması ayrı bir dayanak sağlar.
Resimle hikâyeyi yan yana düşünürken korunması gereken ayrımlardan biri budur. Sanatçı, anlatıcı, karakter ve izleyici aynı konumu işgal etmez. Birinin söylediğini diğerine mal ettiğimizde, eserin kurduğu mesafeleri kaybederiz. Oysa bu mesafeler insanın temsili üzerine önemli sorular taşıyabilir.
Bir portre hakkında konuşan anlatıcı
Robert Browning'in My Last Duchess şiirinde bir dük, ziyaretçisine bir portre gösterirken resmedilen kadın hakkında konuşur. Portreye erişim ve portre çevresinde kurulan anlatı onun denetimindedir. Okur kadını doğrudan dinlemez, onun hakkında konuşan sesi izler. Robert Browning, My Last Duchess
Burada söz, görüntüyü basitçe açıklayan bir altyazı olarak kalmaz. Konuşanın kendisi de anlattıklarıyla görünür hâle gelir. Kadının nasıl biri olduğunu bildiğimizi düşünürken, aslında onu tarif eden kişinin bakışına ne kadar bağımlı olduğumuzu fark ederiz. Bu okuma, şiirdeki konuşmayı yazarın kişisel itirafı saymayı gerektirmez.
Örnekten çıkarılabilecek soru bütün portreler için hazır bir cevap değildir. Bir insanın görüntüsünün yanında kim konuşuyor? O ses, görüntünün hangi anlamlarını açıyor veya kapatıyor? Bu sorular bir müze açıklamasında, aile albümünde ya da bir hikâyede farklı biçimlerde karşımıza çıkabilir.
Bir yüzü görünür kılmak, o yüzün sahibine mutlaka söz vermek anlamına gelmeyebilir. Tersine, bir insanın sesi duyulduğunda da bütün hayatına erişmiş olmayız. Temsilin hangi kanalları açtığı kadar, kimin bu kanalları düzenlediğini düşünmek gerekir.
Zaman ve eksik bırakılanlar
Bir hikâyede iki olay arasında hiçbir şey anlatılmaması, arada hiçbir şey yaşanmadığını göstermez. Metin bir süreyi atlamış olabilir. Okur bu boşluğu fark eder, bazen anlamlandırmaya çalışır. Fakat bütün boşlukların tek bir doğru tamamlanışı olmayabilir.
Görüntüde de kadrajın dışında kalan alan, karşılaşmanın parçasıdır. Bir yüzün bakış yönü görünmeyen bir yere işaret edebilir. O yerin ne olduğunu bilmeyebiliriz. Bilinmeyen, sahnenin etkisini azaltmak yerine dikkati canlı tutabilir.
Bu noktada eksiklikle özensizliği ayırmak gerekir. Bir işin önemli bir bilgisinin kaybolmuş olmasıyla, eserin bilinçli olarak açık bıraktığı bir alan aynı şey değildir. İkinci durumu yalnız hoşumuza gittiği için varsayamayız. Biçimin nasıl çalıştığını incelemek, mümkünse bağlam bilgisine dönmek gerekir.
İnsan temsili açısından boşlukların değeri, her hayatın birkaç özelliğe indirgenememesini hatırlatmalarında olabilir. Bir portre bir yüzü, hikâye bir dönemi seçer. İnsan bu seçimin dışında da yaşamış veya yaşamakta olabilir. Temsilin gücü, bazen bütünlüğü vaat etmeden bu fazlalığı hissettirmesinde bulunur.
Ekfrasis bir görüntüyü yeniden kurabilir mi?
Ekfrasis, görsel bir eser veya sahne üzerine sözel betimleme ve düşünme biçimi olarak ele alınabilir. Poetry Foundation'ın tanımı, şiirin bir resim ya da heykel hakkında anlatırken onun anlamını genişletebilmesine dikkat çeker. Bu nedenle ekfrastik bir metin, nesnenin envanter bilgilerinden oluşan açıklamayla sınırlı değildir. Poetry Foundation, Ekphrasis
Bir görüntü hakkında yazarken farklı işlemler yapabiliriz. Önce görünenleri tarif ederiz. Ardından öğeler arasındaki ilişkiyi yorumlarız. Kurmaca bir metinde ise görüntünün düşündürdüğü başka bir sahne veya ses oluşturabiliriz. Bu işlemler birbirine yaklaşsa da aynı iddiayı taşımaz.
Betimleme, mümkün olduğunca görüntüdeki ayrıntıya dayanır. Yorum, o ayrıntının ne yapabileceğini tartışır. Kurmaca, gerçek eserin tarihi hakkında doğrulanmış bilgi vermek zorunda değildir. Fakat kurmacayı tarihsel belge gibi sunduğumuzda, farklı okuma sözleşmelerini birbirine karıştırırız.
Bir resmin karşısında yazılmış metni okuduktan sonra yeniden resme dönmek yararlıdır. Sözcüklerin bizi hangi ayrıntıya götürdüğünü fark edebiliriz. Aynı zamanda metnin etkisiyle görüntüde bulunmayan şeyleri görmeye başlamış olabiliriz. Bu geri dönüş, dilin görüntüyü nasıl yeniden kurduğunu açık eder.
İki üretim alanı, açık kalan bir insan
Yazı çalışmalarım sanat tarihi ve estetik metinlerinin yanında hikâye alanını da kapsıyor. Resimle birlikte düşünülebilirler, fakat her hikâyeyi bir görsel işin anahtarı olarak okumak zorunda değiliz. Farklı üretim alanlarının birbirinden ayrılabildiği yerler de araştırmanın parçasıdır.
Bir metindeki anlatıcıyı kendimle özdeşleştirmek veya bir resimdeki yüzü kişisel bir itirafın taşıyıcısı saymak, ancak ilgili eser bunu destekliyorsa anlamlı olabilir. Aynı kişinin hem yazması hem resim yapması, iki eserin doğrudan birbirini açıkladığını göstermez.
Buna karşılık ortak bir soru üzerinden yan yana bakabiliriz. Bir insanı kaydettiğimizde hangi özellikler öne çıkıyor? Görünüş ile ses arasında ne tür bir mesafe var? Hatırlanan kişiyle anlatılan kişi birbirine ne kadar yaklaşıyor? Bu sorular, eserlerin ayrılığını koruyarak aralarında düşünsel bir geçiş kurabilir.
Bir portreye bakarken henüz duymadığımız bir sesin varlığını hissedebiliriz. Bir hikâyeyi okurken ayrıntıları verilmemiş bir yüzü düşünürüz. Bu karşılıklı açıklık, görüntüyle sözü birbirine bağımlı kılmaz. Her ikisinin de insanı bütünüyle tüketmeden anlatabileceği bir alan bırakır. Belki de esere geri dönmemizin nedenlerinden biri budur. Görmüş veya okumuş olmamıza rağmen, insan hakkında sorulacak başka şeyler kalır.