Bir görüntünün bilgisayarda üretilmesi, baskıya dönüşmesi ve bir sergide fiziksel nesne olarak görülmesi; ardından yeniden fotoğraflanarak ekranda dolaşıma girmesi mümkündür. Bu geçişlerde aynı şey korunmaz: ölçek, yüzey, ayrıntıya erişim ve izleyicinin konumu değişir. Eseri yalnız son gördüğümüz taşıyıcıya göre adlandırmak, bu ilişkilerin bir kısmını dışarıda bırakır.
Post-dijital sanat, dijital teknolojilerin kültüre yerleştiği koşullarda eski ve yeni araçlar arasındaki ilişkileri tartışmaya açar. Kavramdaki “post”, dijitalin sona erdiğini söylemez. Dijital üretimin artık başlı başına bir yenilik sayılmadığı ortamda, malzeme seçiminin ve görüntüyle kurulan ilişkinin ne anlama geldiğini sorar.
Bu tartışmayı kendi üretimimden iki örnekle somutlaştıracağım: Faith Is a Fine Invention ve My Incidental Reincarnations. Biri metin ve kent parçalarını katmanlı bir kompozisyonda bir araya getiriyor; diğeri yüzü tarihsel bir portre düzenine taşıyor. Araştırılması gereken, yalnız hangi yazılımın kullanıldığı değil, bu işlemlerin görüntüyle ne yaptığıdır.
Kavramın açtığı tartışma
Florian Cramer, 2014 tarihli “What Is ‘Post-Digital’?” makalesinde post-dijitali dijitalleşmenin ardından oluşan karmaşık kültürel koşullar üzerinden ele alır. Tartışmasında eski ve yeni araçlar arasındaki katı ayrımlar, teknolojik yeniliğe duyulan hayranlık ve farklı malzemelerin kullanım biçimleri önemli yer tutar. Cramer, APRJA
Bu yaklaşımı bir esere uygulamak, o eserin mutlaka dijital bir bileşen taşımasını şart koşmakla aynı şey değildir. Araştırılabilecek ilişki bazen üretim sürecinde, bazen eserin dolaşımında, bazen de izleyicinin karşılaşma biçiminde bulunabilir. Yine de her resme veya her basılı nesneye kendiliğinden post-dijital demek kavramın açıklayıcılığını zayıflatır. İlişkinin ne olduğunu göstermek gerekir.
Bu açıdan bakıldığında bir resim ile yazılımla çalışan bir yerleştirme arasında karşılaştırma yapmak mümkün olur. Karşılaştırmanın dayanağı, araçların birbirine benzemesi değildir. İki eserin görüntüyü nasıl kurduğu, hangi kararları izleyiciye açtığı ve temsilin sınırlarını nerede hissettirdiği önem kazanır.
Dijital, yeni medya ve post-dijital: Hangi soruyu soruyoruz?
Bu terimler aynı konuşmada kullanıldığında birbirlerine karışabilir. Ayrım yapmak için önce incelemenin amacını belirlemek yararlıdır. Bir eserin hangi araçla üretildiğini mi öğrenmek istiyoruz? Belirli bir sanat alanı içindeki tarihini mi araştırıyoruz? Yoksa farklı araçların birlikte kullanımının anlamını mı tartışıyoruz?
İlk soru üretimin maddi ve teknik koşullarına yönelir. İkinci soru eserleri kurumlar, sergiler, sanatçılar ve tartışmalar arasında konumlandırır. Üçüncü soru ise kullandığımız araçların değerini nasıl belirlediğimizi açar. Eserin yeni teknoloji kullanması, onun hakkında kurduğumuz yargıda ne kadar ağırlık taşıyor? Daha eski bir yöntem neden seçilmiş? Araç değiştiğinde eserin sorusu da değişiyor mu?
Bu ayrımlar pratikte iç içe geçebilir. Yine de her birini açıkça sormak, bir kavramın diğerinin bütün görevlerini üstlenmesini önler. Yazılım kullandığını bildiğimiz bir eserin sanatsal amacı hâlâ açıklanmayı bekler. Pigmentle üretilmiş bir resmin de çağdaş görüntü kültürüyle ilişkisi ayrıca araştırılabilir.
Kavramın açıklayıcılığı, eserde hangi ayrıntıya dikkatimizi çektiğiyle sınanır. Malzemenin dokusu, görüntünün kaynağı veya izleyicinin katılımı, seçtiğimiz başlığın gölgesinde kalıyorsa okumayı genişletmek gerekir.
Bir eserin dijital ilişkisi nerede bulunur?
Bu soruyu dört ayrı düzlemde ele alabiliriz: üretim, dolaşım, arşiv ve karşılaşma. Bir resim üzerinde düşünürken bunların hepsini aynı anda varsaymak yerine, hangileri hakkında bilgi sahibi olduğumuza bakalım.
Üretim düzleminde eskiz, kaynak görüntü, düzenleme ve uygulama gibi kararlar araştırılabilir. Fakat sanatçı sürecini açıklamamışsa, yalnız bitmiş esere bakarak dijital işlem kullanıldığını söyleyemeyiz. Görünüş ile yöntem aynı şey değildir. Dijital bir etkiyi çağrıştıran biçim, başka bir yöntemle de elde edilmiş olabilir.
Dolaşımda ise eserin nerede ve hangi biçimde görüldüğünü sorarız. Fiziksel bir resmin fotoğrafını ekranda izlemek, o resimle karşılaşmanın belirli bir yoludur. Küçültülmüş görüntü, eserin ölçeğiyle kurduğumuz ilişkiyi değiştirir. Ekran, büyüterek ayrıntıya yaklaşmayı sağlayabilir; aynı zamanda yüzey hakkında bazı bilgileri dışarıda bırakır. Bu farklılığın anlamı, eserin özgül özellikleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Arşivde seçilen görüntüler, açıklamalar ve dosya ilişkileri önem kazanır. Karşılaşmada ise izleyicinin ne kadar süre kaldığı, neyi değiştirebildiği ve hangi bilgiye eriştiği sorulur. Böylece “dijital mi?” sorusu daha somut araştırma sorularına dönüşür. Eserin görüntüsü, üretim yöntemi ve görülme koşulları birbirinden ayrılabilir hâle gelir.
Malzeme ile kod arasında ortak bir soru

Faith Is a Fine Invention çalışmamdan bu görüntüde kent parçaları, insan siluetleri, kısa metinler ve geometrik renk alanları aynı yüzeyde bulunur. Büyük, soluk renk düzlemleriyle alt bölümdeki yoğun parçalanma arasında belirgin bir ritim vardır. Resme tek bir odaktan bakmak güçleşir; göz, metinle mimari parça ve figür arasında dolaşır.
Görüntünün sunduğu katmanlı yapı, dikkati kullanılan yazılımdan öğeler arasındaki ilişkiye taşır. Birbirini örten alanlar bazı parçaları öne çıkarırken diğerlerini belirsizleştirir. Metin, mimari ve figür aynı düzlemde yer alsa da aynı hızda okunmaz; kompozisyon, bakışın bu farklı okumalar arasında hareket etmesiyle açılır. Proje sayfam
Bu tür katmanlı bir görüntünün ekranda ve basılı yüzeyde nasıl okunacağını karşılaştırmak da mümkündür. Ekranda büyütülen bir ayrıntı, kompozisyonun bütünüyle ilişkisini geçici olarak kaybedebilir. Basılı bir yüzeyde ise ayrıntıya yaklaşmak bedenin hareketini gerektirir. Aynı görüntüyü taşısalar bile bu iki karşılaşma, ölçek ve mesafeyi farklı biçimlerde hissettirir.
Kendi üretimimde tuval ile kodu birlikte düşünmek

My Incidental Reincarnations serimde farklı bir işlem öne çıkıyor. Kendi yüzümü farklı dönem ve coğrafyalara ait görüntülere taşıyor, tarihsel bir portre düzeninin içinde yeniden konumlandırıyorum. Buradaki örnekte üniforma, kuşak ve apoletler yeni yüzle birlikte okunur. Proje kaydı
Faith Is a Fine Invention örneğinde çok sayıda görsel öğenin ilişkisini izlerken, burada bir değiştirmenin temsilin bütünü üzerindeki etkisine bakarız. Yüzün taşınması, kıyafet ve pozun toplumsal anlamını daha görünür kılar. İki iş aynı üretim kategorisi altında anılsa bile, görüntüye yönelttikleri işlem ve soru farklıdır.
Figüratif resimlerimle dijital üretimimi birlikte düşünürken de bu ayrımı koruyorum. Toprak ve bitki pigmentleriyle resim yapmak, yüzü tarihsel bir görüntüye taşımak ve Person A'da katılımcıların yüzleriyle dönüşen ortak portre kurmak aynı teknik süreç değildir. İnsan nasıl temsil edilir sorusu bu süreçler arasında sürerken, her araç sorunun başka bir tarafını açar.
Hazırlık aşamasındaki BİYOMETRİK sergimde, figüratif ve dijital çalışmalarımı ortak bir araştırma içinde ele alıyorum. Bu birliktelik post-dijital açıdan okunduğunda, malzeme farkı kadar temsil sorusunun araçlar arasında geçirdiği değişim de görünür olur. Pigmentin yüzeyde bıraktığı iz ile katılımla değişen dijital portre, insanı kaydetmenin farklı imkânlarını ve sınırlarını düşündürür.
Kavramın dışında kalanlara da bakmak
Post-dijital bir okumanın değeri, somut ilişkileri açığa çıkarmasıyla ölçülebilir. Bir görüntü hangi işlemlerden geçiyor? Hangi malzemede görülüyor? Dolaşıma girdiğinde ölçeği ve bağlamı nasıl değişiyor? Bu sorulara eser üzerinden cevap veremiyorsak, kavram yalnız bir sınıflandırma sözcüğü olarak kalır.
İncelenen iki örnekte de eski ve yeni görüntü biçimleri aynı yüzeyde karşılaşır. Buna rağmen eserleri aynı görsel etkiyle açıklamak mümkün değildir. Birinde katmanlar arasındaki dolaşım, diğerinde yer değiştiren yüz ile tarihsel temsil düzeni öne çıkar. Kavramın açıklayamadığı bu ayrıntılar, yakın okumanın başladığı yerdir.
Tuval ile kodu birlikte düşünmek de böyle bir dikkat gerektirir. Araçları hiyerarşik bir sıraya dizmek yerine, her birinin hangi sanatsal kararı mümkün kıldığını araştırırız. Ortak araştırma, farklı araçların aynı cevabı vermesinde değil, birbirlerine yeni sorular yöneltebilmesinde gelişir.