Avusturyalı sanat tarihçisi Alois Riegl, 1903 yılında yayımlanan anıtların modern kültü üzerine yazdığı metinde temel bir ayrım ortaya koydu: "tarihsel değer" ile "yaş değeri" (Alterswert). Tarihsel değer, bir anıtın geçmişteki özgün durumunu korumasını önemserken; yaş değeri, nesnenin geçen zamanın izlerini taşımasını, aşınmasını, çatlamasını ve doğanın gücüne teslim olmasını yüceltir. Riegl'e göre modern insan için bir eserin güzelliği, tam da onun yaşlandığını görebilmesindedir.
Riegl'in bu kavramı, figüratif resim ile dijital görüntü arasındaki en derin ontolojik ayrımlardan birini anlamak için bugün şaşırtıcı biçimde günceldir. Bir yağlıboya tablo zamanla yaşlanır. Verniği sararır, boyası krakelürlerle çatlar, tuval bezi sarkar. Bu yaşlanma süreci eserin değerini düşürmez; aksine ona benzersiz bir "patina" ve varoluşsal ağırlık kazandırır.

Buna karşılık dijital görüntü yaşlanamaz. Bir piksel aşınmaz, solmaz, paslanmaz. Bir dijital dosya ya kusursuz biçimde açılır ya da bozulup tamamen yok olur. Arada geçen zamanın organik izini üzerinde taşıyamaz. Dijital görüntünün bu "ebedî gençliği", ilk bakışta teknolojik bir üstünlük gibi görünse de estetik açıdan derin bir yoksunluk barındırır: zamandan ve fanilikten muafiyet.
Figüratif resim tam da bu fanilikle iş görür. Portresi yapılan insan yaşlanır ve ölür; onu gösteren resim de yavaşça yaşlanır. İki ölümlü varlığın, yani model ile nesnenin zamandaki bu ortak yolculuğu, portreye bakan izleyicide derin bir merhamet ve empati uyandırır. Dijital bir avatar ise zamanın dışındadır; dolayısıyla insan trajedisini aynı ağırlıkla taşıyamaz.
Yapay zekâ üretimi görüntülerde sıkça karşılaşılan sahte krakelür ya da eskitme filtreleri, bu eksikliğin farkında olunduğunu gösterir. Ancak taklit edilmiş bir patina, Riegl'in tarif ettiği yaş değerini üretemez. Çünkü yaş değeri, malzemenin fiziksel olarak geçen zamanla girdiği gerçek ilişkinin sonucudur; bir yazılım algoritmasının yüzeye bindirdiği biçimsel bir süsleme değildir.
Riegl bize şunu hatırlatır: Bir sanat eserini sevmemizin nedeni onun sonsuzluğu değil, zamanın akışına karşı gösterdiği kırılgan ve onurlu direniştir.
Kaynaklar: Alois Riegl, Der moderne Denkmalkultus: sein Wesen und seine Entstehung (1903); Cesare Brandi, Teoria del restauro (1963).