ENGLISH

Muzaffer Malkoç · Published:

Bir elinde kuş tutan figür, kumaş boyunca tekrarlanır. Bir başka nesnede iki insan, çiçeklenmiş bir ağacın yakınında karşı karşıya gelir. Her ikisi de The Metropolitan Museum of Art'ın İslam sanatı koleksiyonundadır. Bu küçük karşılaşma, sık duyduğumuz büyük bir cümleyi durdurmaya yeter. İslam sanatı üzerine konuşurken bütün figürleri, bütün nesneleri ve bütün dönemleri tek bir temsil anlayışına yerleştirebilir miyiz?

İnsan yüzünü, kimliği ve kaydın sınırlarını araştırırken suret ile temsil arasındaki ilişki de çalışma alanıma giriyor. Tuvalde bir yüzün görünür olması, o insanın bütün varlığının tuvale geçtiği anlamına gelmiyor. Tarihsel görüntü tartışmaları bu soruyu genişletebilir. Bunun için önce geçmişin kendi ayrımlarına dikkat etmek gerekiyor.

Anikonizm, en genel kullanımıyla, belirli bağlamlarda figürlü tasvirden kaçınmayı veya temsilin figür dışındaki biçimlerine yönelmeyi anlatır. Terimi kullanırken hangi topluluğu, dönemi, mekânı ve nesneyi kastettiğimiz önemlidir. Bir ibadet mekânının düzeniyle bir saray kumaşını aynı ölçekte değerlendirmek, açıklamak istediğimiz farkı daha baştan ortadan kaldırabilir.

Görüntünün yokluğu hangi soruyu açar?

Figür görmediğimiz bir yüzeyde önce neyin bulunduğuna bakabiliriz. Yazı, geometrik düzen, bitkisel biçimler, malzeme ve tekrar, yüzeyin nasıl kurulduğu hakkında bilgi verir. İnsan figürünün bulunmaması, o yüzeyin anlatacak hiçbir şeyi olmadığı anlamına gelmez. Görsel dikkatin başka ilişkilere yöneldiğini fark etmeye çalışmak gerekir.

Ancak figürün bulunmadığını gözlemlemekle, neden bulunmadığını bilmek arasında bir mesafe vardır. Bir nesne yalnız fotoğrafıyla tanınıyorsa üretim amacı, ilk yerleşimi ve kullanıcısı hakkında yeterli bilgiye sahip olmayabiliriz. Yokluğu hemen bir yasakla açıklamak, elimizde olmayan tarihsel bilgiyi tamamlamak olur.

The Met'in 2001 tarihli figüratif temsil incelemesi, dinî kullanım bağlamlarıyla saray ve gündelik yaşam çevrelerini ayırarak insan ve hayvan biçimlerinin farklı nesnelerdeki varlığına dikkat çeker. Bu çerçeve, bütün bir kültürü tek cümlede tarif etmek yerine nesne türünü ve işlevi araştırmak için bir başlangıç sağlar. The Met, figüratif temsil incelemesi

Buradaki ayrım bir sözlük bilgisinden daha fazlasıdır. Aynı görünen iki biçimin farklı durumlarda farklı anlamlar taşıyabileceğini hatırlatır. Bir görüntünün varlığını tespit ettikten sonra onunla ne yapıldığını sormaya başlarız. Görüntü okunuyor, taşınıyor, giyiliyor, saklanıyor veya belirli bir ritüelde kullanılıyor olabilir. Bu fiiller, görüntünün kendisi kadar önemlidir.

Anikonizm ve ikonoklazm neden ayrılmalı?

Bir tasvirin yapılmamasıyla yapılmış bir tasvire müdahale edilmesi aynı olay değildir. İkonoklazm, görüntülerin dinî veya siyasi gerekçelerle kırılması ve yok edilmesi gibi müdahaleleri tanımlamak için kullanılan kavramdır. The Met'in Bizans üzerine incelemesi terimi bu çerçevede açıklar. The Met, Icons and Iconoclasm in Byzantium

Birinci durumda üretim ve kullanım tercihlerini, ikinci durumda mevcut bir nesneye yönelen eylemi araştırırız. Müdahalenin kim tarafından, ne zaman ve hangi gerekçeyle yapıldığı ayrıca belgelenmelidir. Bir yüzeydeki aşınma, kırık veya kayıp tek başına niyetin kanıtı sayılamaz.

Putperestlik de bu iki kavramın yerine geçirilemez. Burada mesele yalnız bir görüntünün bulunması değil, görüntüyle kurulan tapınma ilişkisidir. Bir figürün nesne üzerinde yer alması, o nesnenin böyle bir ilişki içinde kullanıldığını kendiliğinden göstermez. İşlev bilgisi olmadan biçimden inanca doğru doğrudan bir sonuç çıkarmış oluruz.

Bu ayrımları korumak, tarihsel çatışmaları önemsizleştirmez. Tersine, çatışmanın nerede gerçekleştiğini daha dikkatli görmeye yardımcı olur. Bir kavram çok geniş kullanıldığında bütün nesneler aynı hikâyenin örneklerine dönüşür. Oysa bazı nesneler mevcut anlatıya uymaz ve araştırmayı tam da bu uyumsuzluk ileri taşır.

İpek üzerindeki iki figür

The Met'in Wine Drinking in a Spring Garden kaydı, eseri yaklaşık 1430'a tarihler ve İran'a, olasılıkla Tebriz'e atfeder. Boyasız ipek üzerine opak suluboya ve altınla yapılmıştır. Müze, sahnedeki şarap sunumunu saray çevresinin şiir ve resimde ifade bulan bir idealiyle ilişkilendirir. Kayıttaki atıf ve tarihleme kesinlik dereceleriyle birlikte okunmalıdır. Eser kaydı, 57.51.24

Bu nesneye yöneltebileceğimiz sorulardan biri, figürün hangi ilişki içinde belirdiğidir. Bir insan tek başına tanınmak üzere gösterildiğinde başka, karşısındaki figürle bir jest üzerinden bağ kurduğunda başka bir okuma başlar. Ağaç, kıyafet, el hareketi ve boşluk da bu ilişkinin parçaları olur.

Nesnenin varlığından bütün bir dönemin düşüncesini çıkarmak yerine, daha sınırlı ve sağlam bir sonuçla ilerleyebiliriz. Bu belirli üretimde insan figürü bir sahnenin kurulmasına katılmıştır. Buradan sonra şiir, saray kültürü veya atölyeler arası dolaşım üzerine daha ayrıntılı araştırma yapılabilir. Fakat bunlar figürü gördüğümüz anda bildiğimiz şeyler değildir.

Bir sanat tarihi okumasında soru sayısının artması başarısızlık sayılmaz. Bazen ilk genellemenin çözülmesi, esere yaklaşmanın başlangıcıdır. Nesne, bildiğimizi düşündüğümüz büyük başlıktan ayrıldığında ayrıntılar görünür hâle gelir.

Kumaşta tekrarlanan insan

İkinci nesne, Velvet with Figural Imagery, 16. yüzyıl ortalarına tarihlenen ve İran'a atfedilen bir kadife dokumadır. Müze kaydı, madalyonlar içindeki sahneleri doğancılıkla ilişkilendirir. İpek ve metal sarılı iplik kullanılan nesnenin envanter numarası 52.20.11'dir. Kadifenin koleksiyon kaydı

Burada figür, kumaşın tekrar düzeni içinde yer alır. Tek bir kişinin biricik görünüşünü saklamayı amaçlayan portre fikriyle aynı soruyu sormayız. Önce sahnenin yüzeye nasıl dağıldığını, tekrarın bakışı nasıl yönlendirdiğini düşünürüz. Figür bir anlatı öğesi olduğu kadar desenin kuruluşuna da katılabilir.

İki nesneyi yan yana getirmek, birinin diğerini açıkladığı anlamına gelmez. Taşıyıcıları, ölçekleri ve kullanımları farklıdır. Karşılaştırmanın yararı, figürlü temsilin tek bir biçime indirgenemediğini somutlaştırmasıdır. İnsan biçimi farklı maddi düzenlerin içinde farklı görevler üstlenebilir.

Bir müze vitrini de bu nesnelerin ilk kullanım ortamı değildir. Bugün onlara sanat nesnesi olarak bakmamız, geçmişte nasıl karşılandıklarını bütünüyle bildiğimiz anlamına gelmez. Koleksiyon kaydını okumak bu mesafeyi azaltır, tamamen kapatmaz. Görüntüyle birlikte onun dolaşımını da araştırmak gerekir.

Suretten insanın hakikatine geçerken

Buraya kadar tarihsel nesnelerin bağlamını konuştuk. Şimdi temsil üzerine güncel bir soruya geçebiliriz. Bir yüzün görünür olmasıyla o insanın anlaşılması arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soru tarihsel nesnelerin gizli anlamı olarak sunulamaz. Bugünden onlara yönelttiğimiz ayrı bir düşünme denemesidir.

Suret ve tasvir sözcükleri gündelik kullanımda birbirine yaklaşabilir. Yine de bir metinde hangi anlamda kullanıldıklarını açıklamak yararlıdır. Burada suretle insanın görünür biçimini, tasvirle bu biçimin bir görüntüde kurulmasını kastediyorum. Bu kullanım, sözcüklerin bütün tarihsel ve felsefi anlamlarını tüketen bir tanım değildir.

Benim araştırmamda yüzün ölçülebilirliği ile insanın yaşanmışlığı arasındaki mesafe belirleyici. Bir kayıt yüzü tanımaya yarayabilir. O kaydın insanın hafızasını, yorgunluğunu ve kırılganlığını bütünüyle içerdiği sonucuna geçmek ise başka bir iddiadır. Temsil, seçtiği özelliklerle çalışır ve seçimin dışında kalan hayat devam eder.

Bu nedenle geçmişteki görüntü tartışmalarını bugünkü biyometrik sistemlerin doğrudan öncülü gibi okumuyorum. Aralarında kurulabilecek düşünsel ilişki, aynı olduklarını söylemekten geçmez. Farklı tarihsel koşullarda görüntüye hangi yetkinin verildiğini sormak, benzerlik kadar ayrılığı da görünür kılabilir.

Yüze yeniden bakmak

Resimlerimde insan yüzünü ve temsilin sınırlarını araştırırken, kültürel coğrafyamın suret ve tasvir üzerine düşüncesi de bu sorunun çevresinde duruyor. Bu ilişkiyi tek bir tarihsel formülü yeniden üretmek şeklinde açıklamak yeterli olmaz. Çağdaş bir resim, geçmişten aldığı soruyla bugünün görüntü ortamında karşılaşır.

Bir yüzü resmetmek onun bütün anlamını sahiplenmek zorunda değildir. Resim, bakışı yavaşlatabilir ve hemen tanıdığımızı sandığımız bir insan karşısında yeniden durmamızı sağlayabilir. Bunun gerçekleşip gerçekleşmediğine eserin kendisinde, yüzeyinde ve izleyiciyle kurduğu ilişkide bakmak gerekir.

Anikonizm üzerine düşünmenin burada açtığı imkân, figürün bulunup bulunmadığını saymaktan daha geniştir. Görüntüye ne kadar yetki verdiğimizi, ondan ne beklediğimizi ve onu hangi bağlamda okuduğumuzu araştırabiliriz. Bir temsilin insanın yerine geçmesine ne zaman izin veriyoruz?

İpek üzerindeki sahneye ve kadife dokumaya yeniden döndüğümüzde, artık yalnız insan biçimleri görmeyiz. Tarihleme, malzeme, kullanım ve yorum arasındaki mesafeler de bakışın parçası olur. Yüz görünür kalır. Onun hakkında söyleyebileceklerimizin sınırı da.

← Tüm yazılar

Yukarı Dön