EN

· Published:

Bir yüz iki farklı biçimde kaydedilebilir. İlki, onu bir dosyanın parçası hâline getirir: pasaport fotoğrafı, adli sabıka kaydı, güvenlik kamerası görüntüsü, biyometrik veri. Burada yüz, bir kişiyi teşhis etmeye, sınıflandırmaya ve gerektiğinde denetlemeye yarayan bir ölçüler bütünüdür. İkincisi ise bir portredir. Portre, yüzü bir ölçüm nesnesi olarak değil, bir karşılaşma alanı olarak ele alır.

Fotoğraf kuramcısı Allan Sekula, 1986'da October dergisinde yayımlanan "The Body and the Archive" makalesinde bu ayrımın tarihini yazdı. Sekula, 19. yüzyılda Fransız polis memuru Alphonse Bertillon'un geliştirdiği suçlu tanımlama sistemini ve Francis Galton'un bileşik fotoğraflarını inceledi. Bu sistemler, fotoğrafik portreyi bireyi tanımlamak ve sınıflandırmak için kullanıyordu. Sekula'ya göre fotoğrafik portre, burjuva onurlandırma ile polis denetimi arasında gidip gelen ikili bir işleve sahipti.

Landscape Daguerreotype - Marie-Charles-Isidore Choiselat
Marie-Charles-Isidore Choiselat, Landscape Daguerreotype (yakl. 1849). Görsel: The Metropolitan Museum of Art (Açık Erişim / CC0).

Bugünkü yüz tanıma sistemleri Bertillon'un projesinin teknik olarak tamamlanmış hâlidir. Bir yüz, birkaç yüz ölçüye indirgenir ve bir veri tabanıyla eşleştirilir. Bu işlemin başarısı, yüzün tekil olan her şeyini, yani ifadesini, geçmişini, o anki ruh hâlini atmasına bağlıdır.

Emmanuel Levinas, 1961'de yayımlanan "Totalité et Infini" (Bütünlük ve Sonsuz) adlı eserinde yüzü, bilgiye indirgenemeyen bir karşılaşma olarak tanımlar. Levinas'a göre ötekinin yüzü, onu bir kavrama ya da bir kategoriye yerleştirme girişimine direnir. Yüz bir etik taleptir. Levinas'ın düşüncesi resim üzerine değildir, Levinas sanata oldukça mesafeli durmuştur. Buna karşın onun ayrımı, portre ile dosya arasındaki farkı düşünmek için verimli bir çerçeve sunar.

Figüratif ressam bu iki kayıt biçimi arasında çalışır. Bir yüzü resmetmek, onu bir anlamda sabitlemektir; ressam da bir tür kayıt tutar. Ancak iyi bir portrede sabitlenen şey, yüzün sabitlenemeyen niteliğinin kendisidir. Rembrandt'ın geç dönem otoportreleri bu paradoksun en bilinen örnekleridir: yüz ayrıntısıyla gösterilir ve buna karşın izleyici her bakışta farklı bir şey görür.

Kendi pratiğimde bu mesafeyi bir çalışma alanı olarak görüyorum. Sanat, benim için kaydın bittiği yerde başlar: dosyanın içerdiği her bilgi tamamlandıktan sonra geriye kalan, sisteme sığmayan yerde. Bu tutum bir ilke ifadesidir, kuramsal bir kanıt değildir. Yine de figüratif resmin bugün neden gerekli olduğuna dair bir yanıt önerir: bir yüzü veri olmaktan başka bir biçimde görmeye devam etmek için.

Kaynaklar: Allan Sekula, "The Body and the Archive", October 39 (Kış 1986); Emmanuel Levinas, Totalité et Infini (1961).

← Tüm yazılar

Yukarı Dön