EN

· Published:

Elimde Yalnızca Bir Metin Var

Kendimi bildim bileli sergi tanıtım metinleriyle, “her zaman”a yakın bir “zaman zaman” sıkıntı yaşıyorum. Bazılarının Türkçesini anlayamıyorum, bazılarının Türkçesinden anladıklarımı anlamış olmak istemiyorum. Bazen çok heyecanlanıyorum, bazen endişeleniyorum.

Belki de bu yüzden, kendimce, kendi kendime, öyle istediğim için ve kim bilir daha neler için bir deneme yapmaya karar verdim. Çok beğenirsem yaptığımı veya başkaları yaptığımı çok beğenirse, gökten başıma nur yağarsa, yatak bazamda altın bulursam, dokunduğum bulaşıklar kendiliğinden yıkanırsa ikinci, üçüncü, hatta dördüncü denemeyi de yapabilirim.

Polish Rebecca - Frank Bowling
Frank Bowling, Polish Rebecca (1971), Tuval üzerine akrilik ve sprey boya, 277 × 359 cm. (Not: Görsel internetten seçilmiştir; Pera Müzesi’ndeki sergide yer alıp almadığı bilinmemektedir.)

Mevzu şu: Bir sergi seçiyorum, sergiye gitmeden önce tanıtım metnini okuyorum. Metni olabildiğince ciddi biçimde yorumluyorum. (Yorumlarken biraz karanlık tarafa kayabilirim ama o kadar kusur kadı kızında da bulunur.) Sonra sergiye bizzat gidip geziyorum. Ardından izlenimlerimi yazıp ikinci yazıyı hazırlıyorum. Metin bana neler hissettirmişti, ben sergide neler buldum? Hepsi bu sayfalarda olacak.

Yani bu kadar. Artık başım göğe mi erer, okuyanlar paralel evrene mi geçer, o kısmı bilemem. Ama başlıyorum.

İlk sergimiz Pera Müzesi’nden: Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım (29 Eylül 2026 – 31 Ocak 2027). Çünkü neden olmasın? Hem küratör de yabancı; beni duyması, beni görmesi, bana kin tutması, bana âşık olması daha düşük bir ihtimal. O yüzden ilk yazı için şartları makul buldum.

Pera Müzesi’nin internet sitesinden serginin tanıtım metnini okudum. Yazının sonuna sayfanın bağlantısını da bırakıyorum. Değerlendirmemi yazarken metindeki ifadeleri parça parça aşağıda da aktarıyorum.

Kesişme ve Yeniden Keşfetme

Birinci paragraf

“Frank Bowling’in yapıtlarını Britanya sanatının önemli isimleri Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleriyle bir araya getiren Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım sergisi, Bowling odağında üç ressamın birbirine yaklaşan, birbirinden ayrışan ve yeniden kesişen sanatsal yollarının izini sürüyor.”

İlk cümle sergiyi, Bowling merkezli bir buluşma olarak tanıtıyor. Üç ressamın yolları yaklaşıyor, ayrılıyor, yeniden kesişiyor. Ancak bu yolların daha önce nerede kesiştiği veya bu kesişmenin neye dayandığını bilmiyoruz. Sanatsever olarak bilmemiz mi gerekir yoksa bize sonra mı söylenecek göreceğiz. Britanya sanatı çerçevesi kastediliyor olabilir mi? Ama bu da çok genel bir şey olacağı için bence kasıt başka olmalı.

“Alistair Hicks’in küratörlüğünde Bowling’in yapıtlarını İstanbul’da ilk kez izleyiciyle buluşturan sergi, sanatçının pratiğini ve ilham kaynaklarını deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme ekseninde ele alıyor. Yaratım ve yıkım, düzen ve kaos, rastlantı ve kontrol arasındaki gerilimler boyunca resim, tamamlanmış bir yüzeyden çok kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak beliriyor.”

Serginin küratörünü ve coğrafyayı öğreniyoruz: Alistair Hicks küratörlüğünde düzenlenen sergide Bowling’in yapıtları İstanbul’da ilk kez gösteriliyor. Sergi üç kavram etrafında kurulmuş: deneysellik, rastlantı ve yeniden keşfetme. Buradaki “yeniden”e takılıyorum. Metnin ilk iki cümlesinde iki kez karşımıza çıkıyor. Sergi, benim bilmem gereken bir şeyler olduğunu ima ediyor. Sanki önceden kurulmuş bir ilişkiyi ya da daha önce gerçekleşmiş bir keşfi bulmam gerekiyor. Stres yapmamalıyım.

Sonraki cümlede kavramlar gerilim çiftlerine dönüşüyor: yaratım ve yıkım, düzen ve kaos, rastlantı ve kontrol. Resim de tamamlanmış bir yüzey olmaktan çıkıp kesintisiz bir dönüşüm alanı olarak tanımlanıyor. Umberto Eco’nun “açık yapıt”ı ilk aklıma gelen oluyor. Ardından hemen şu fikirle baş başa kalıyorum: Bu cümleyi her sanatçı için söyleyebilirim. Peki, Bowling’in pratiğini diğer sanatçılardan ayıran ne? Tanıtım metni henüz bu soruya cevap vermiyor. Devam etmek gerek.

Bellek, Geometri ve Geri Dönüş

İkinci paragraf

“Altmış yılı aşkın süredir Londra ve New York’ta üreten Frank Bowling, kariyeri boyunca yerleşik sınıflandırmaların sınırlarını zorluyor; soyutlama ile bellek, geometri ile kendiliğindenlik arasında serbestçe hareket ediyor. Sanatçının farklı dönemlerinden yapıtları bir araya getiren sergide, ilk defa sergilenecek eserlerin yanı sıra ünlü Harita serisinden (1967–71) resimler ve Guyana’da çocukluğunun geçtiği evin görüntüsüne döndüğü Annemin Evine Yeniden Bakış (2026) da yer alıyor.”

Bu aşamada metin Bowling’i kısaca tanıtıyor. Aklım hemen ilk paragraftaki “yeniden kesişme” ve “yeniden keşfetme” ifadelerine dönüyor; bunların cevabını arıyorum.

Sanatçı altmış yılı aşkın süredir Londra ve New York’ta üretiyor, yerleşik sınıflandırmaların sınırlarını zorluyor, soyutlama ile bellek, geometri ile kendiliğindenlik arasında dolaşıyor. İlk paragraftaki kavram çiftleri şimdi yeni bir listeyle genişletiliyor. Ancak önceki çiftler karşıtlıklar üzerine kuruluyken “soyutlama ile bellek” ve “geometri ile kendiliğindenlik” aynı türden birliktelikler değil. Bunların eserlerle nasıl ilişkilendirildiğini merak ediyorum.

Bir sonraki cümle ilk kez somut bir içerik sunuyor: Farklı dönemlerden işler, ilk kez sergilenecek yapıtlar, 1967–71 arasına tarihlenen Harita serisinden resimler ve Guyana’daki çocukluk evine dönen Annemin Evine Yeniden Bakış (2026). (Bu eseri görmeden, ismi sebebiyle sevmiş olabilirim.)

Harita serisi ile Annemin Evine Yeniden Bakış arasında neredeyse altmış yıllık bir mesafe var. Metin bu mesafeyi açıklamıyor. Bir gelişim mi, kopuş mu, yoksa dönüş mü söz konusu, bilemiyoruz. Şimdilik yalnızca farklı dönemlere ait işler yan yana getirildiğini biliyoruz. Yine de aklımda “yeniden” kelimesi var. Yeni eserin başlığı bir geri dönüş ihtimalini düşündürüyor. Belki de serginin ilk paragrafta vaat ettiği yeniden keşfetme, sanatçının kendi geçmişiyle kurduğu ilişki üzerinden okunabilir. Ama bu şimdilik benim yorumum. Metin, bu ihtimali açıkça kurmuyor.

İlk kez sergilenecek eserlerin hangileri olduğunu da merak ediyorum. Türkiye’de ilk kez eserleri sergilenecek bir ressam için bu “ilk kez sergilenecek eserler” lafı, küresel takipçilere yönelik bir şey diye anlıyorum.

Müdahale ve Pusula

Üçüncü paragraf

“Bowling’in yapıtlarına, küratör Alistair Hicks’in “müdahaleler” olarak nitelendirdiği Francis Bacon ve Victor Willing’in eserleri eşlik ediyor. Hicks’in “Bowling’in resimleri arasında yolumuzu bulmamıza yardımcı olan birer pusula” olarak tanımladığı bu müdahaleler, üç ressamın birbirinden ayrılan ve kesişen yönlerini görünür kılıyor. Bacon’ın Lisa’nın Portresi (1956) ve Nü Etüt Çalışması (1952–53) ile Willing’in yaşamının son yıllarında ürettiği Baş VI (1985), Bowling’in pratiğine başka açılardan bakmayı mümkün kılan karşılaşmalar yaratıyor.”

Burada Bacon ve Willing sahneye çıkıyor. Küratör, onların eserlerini Bowling’in yapıtlarına yönelik “müdahaleler” olarak tanımlıyor. “Müdahale” kelimesi önemli. Müdahale, var olan bir bütüne dışarıdan etki edilmesini düşündürüyor. Bu durumda Bowling’in yapıtları merkezde, Bacon ve Willing’in eserleri ise bu merkeze dışarıdan katılan unsurlar olarak konumlanıyor. En azından ben böyle anlıyorum.

Sonraki cümlede bu müdahaleler birer pusulaya benzetiliyor. Öyle ki bu pusula üç ressamın ayrışan ve kesişen yönlerini görünür kılacaklar.

Tam bu noktada sergi metni fobim, yükselen nabzımla birlikte vücudumu sarmaya başlıyor. Pusula yön gösterir, ayrışmayı ya da kesişmeyi tek başına açıklamaz. Neden bu metafor kullanıldı? Ben çok mu yetersizim? Yazınsal göstergebilim derslerime daha mı çok çalışmalıydım. Ruhlar aleminden Barthes’ın ruhunu çağırmak istiyorum. Sonra da musallat olur diye vazgeçiyorum. Aklımda deli fikirler uçuşmaya başlıyor ama bu hisse yenilmeyeceğim.

Bir daha okuyalım: Üç farklı sanatçı var. İkisinin eserleri, üç ressamın birbirinden ayrılan ve kesişen yönlerini görünür kılacak.

Peki? Ee, nasıl tam olarak?

Cevap sonraki cümlede biraz daha somutlaşıyor. Küratör, Bacon ve Willing’in belirli yapıtlarını sayıyor ve bunların Bowling’in pratiğine başka açılardan bakmayı mümkün kıldığını söylüyor. Yol bulması gereken kişi de izleyici.

Böylece Bowling’in resimleri bir araziye, diğer iki sanatçının eserleri de bu arazide yol bulmamızı sağlayacak araçlara dönüşüyor. Yani sergi öyle sağdan sola gezilip geçilecek bir yer olarak sunulmuyor. Ortada bir arazi, pusula yerine geçen farklı sanatçıların işleri var. Çok zekiyim.

Ancak seçimin gerekçesi hâlâ belirsiz. Bacon’dan Lisa’nın Portresi (1956) ve Nü Etüt Çalışması (1952–53), Willing’den ise yaşamının son yıllarında ürettiği Baş VI (1985) seçilmiş. Bu eserler Bowling’e başka açılardan bakmamızı sağlayacak (ama hangi açılardan?) Üç ressamın ortaklıkları ve ayrılıkları hangi eserler üzerinden belirginleşecek? Tanıtım metni bunları açıklamıyor.

Zeka demişken, oranlamaya da dikkat çekmek isterim. Bacon’dan iki, Willing’den bir yapıt var. Bu dağılım, üç sanatçının sergide eşit ağırlıkta temsil edilmediğini netleştiriyor. Sergi zaten üç ismin bir tanesinin. Diğer ikisi pusula. Elbette eser sayısı tek başına küratöryel ağırlığı belirlemez. Ancak seçilen yapıtların neden birer pusula işlevi gördüğü açıklanmadığında, serginin bu ilişkileri nasıl kuracağı belirsiz kalıyor, bende stres yapıyor biraz.

Yeniden Düşünmek ve Ortak Deneyim

Dördüncü paragraf

“Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, İkinci Dünya Savaşı sonrası Britanya resmini biçimlendiren deneysel yaklaşımı ve Bowling’in bu mirası kendi pratiğinde nasıl dönüştürdüğünü yeniden düşünmeye açıyor. Sergi, soyutlama ile figürasyon arasındaki yerleşik ayrımları yeniden üretmek yerine, yeni sanatsal arayışların ortak deneyimlerden ve aynı temel soruya verilen farklı radikal yanıtlardan doğduğunu gösteriyor: Resim neye dönüşebilir?”

Son paragrafta da bir “yeniden” olmazsa olmuyor.

Açıkçası biraz azarlandığımı hissetmeye başlıyorum. “Yeniden” denince “eskiden”i bilmek zorunda hissediyorum kendimi; üstelik tam olarak neyi bilmediğimi de bilmiyorum. Bilmediğimi biliyorum ama bilemediğimi de bilemiyorum. Yani ne yapayım?

Bu ifade, sergiyi gezdikten sonra her şeyi yeniden değerlendireceğimiz anlamına da gelebilir. Eğer buysa sıkıntı yok; hatta bunu söylemeye bile gerek yok. Aksi durumda, en kötü ihtimalle sergiye gitmeden önce düşünür, sergide bir daha düşünür ve böylece “yeniden” düşünmüş olabilirim. Aklımda yine deli sorular ama teslim olmuyorum.

Devam ediyorum çünkü farkettiğiniz gibi metin, sergiyi son paragrafta daha geniş bir tarihsel zemine yerleştirerek el yükseltiyor: İkinci Dünya Savaşı sonrası Britanya resmindeki deneysel yaklaşım ve Bowling’in bu mirası kendi pratiğinde nasıl dönüştürdüğü. Voila!

Hemen aklıma en baştaki Londra ve New York vurgusu ile sanatçının yerleşik sınıflandırmaların sınırlarını zorladığı ifadesi geliyor. O girişe rağmen metnin Bowling’i sürekli sınıflandırmaya çalıştığını düşünmekten kendimi alamıyorum.

İtiraf edelim, bahsedilen geleneğin de çok net bir tanımı olduğunu düşünmüyorum. İkinci Dünya Savaşı sonrası Britanya resmini biçimlendiren deneysel yaklaşım denince herkesin aklına gelen belirgin bir şey var mı? Varsa ben herkes değilim zaten. Yoksa ben de herkes gibiyim.

Kısacası, bu tarihsel çerçeve internet sayfasındaki metni okuyan kaç kişi için gerçekten açıklayıcı olabilir? Cevap veriyorum: İki. Ama şu anda iki kişinin kim olduğundan daha önemli bir şey var, çünkü son cümleyle metin eli daha da yükseltmeye devam ediyor. Son cümleye göre sergi, soyutlama ile figürasyon arasındaki yerleşik ayrımları yeniden üretmek yerine, ortak deneyimlerden doğan farklı sanatsal yanıtları görünür kılıyor. Bu aşamada her şeyi kabul edip servete kavuşmak veya reddedip her şeyi kaybetmek de mümkün. O yüzden dikkatli olalım.

Bu sefer cümledeki “yeniden” için Nilüfer aklıma geliyor: Beni yine yeni yeniden sev.

Eh… Yazının en başındaki “ortak deneyimler” burada geri geliyor. Fark ettiniz diye düşünüyorum. Ama geri gelmek, açılmak anlamına gelmiyor. Bu kavramlar öyle gelip geçmiyor; gelip kalıyorlar. Neden?

Çünkü soyut ve figüratif yapıtları aynı mekâna koymak, aralarındaki ayrımı ortadan kaldırmak zorunda değil. Yan yana gelince bu ayrım daha da belirginleşebilir. Tanıtım metni, ayrımların neden yeniden üretilemeyeceğini ya da bu karşılaşmanın onları nasıl dönüştürdüğünü anlatmıyor.

Sonuç: Metnin Verdiği Söz

Metnin başında bize bir kesişme vaat edilmişti. Sonunda ise bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Resim neye dönüşebilir? Bu ikisinin arasında yeni kavram çiftleri, yeni ressam isimleri ve tarihsel bir gelenek devreye giriyor.

Somut olanlar ise sınırlı: Harita serisi, Annemin Evine Yeniden Bakış ve Bacon ile Willing’in üç yapıtı. Kesişmenin türü (etki, çağdaşlık, ortak kaynak ya da küratörün kurduğu bir benzerlik) hiçbir cümlede açıkça belirtilmiyor. Pusula Bowling’in resimlerini mi okumamıza yardımcı oluyor, yoksa üç ressamı mı birbirine bağlıyor? Bu da açık kalıyor.

Bu arada “yeniden” sözcüğünü saydım. Sergi metninde beş kez geçiyor: “yeniden kesişen”, “yeniden keşfetme”, Annemin Evine Yeniden Bakış, “yeniden düşünmeye” ve “yeniden üretmek”. Bunlardan biri bir yapıtın adı. Yani metin kendi anlatımında dört kez “yeniden” diyor; bir kez de Bowling’in resminin adı nedeniyle bu sözcüğü kullanıyor.

Dağılım da ilginç: İlk paragrafta iki, ikinci paragrafta bir, üçüncüde sıfır, son paragrafta iki. Bacon ile Willing’in anıldığı paragrafta tek bir “yeniden” yok.

Bu bir tesadüf olabilir elbette, metin zaten rastlantıyı seviyor.

Bir sayının tek başına bir şey kanıtlamadığını biliyorum. Kısa bir metinde sözcük tekrarı üslup tercihi de olabilir, çeviri alışkanlığı da. Benim için mesele tekrarın kendisinden çok, sözcüğün her kullanımında bir önceki duruma ilişkin bir varsayımın ortaya çıkması. Metin kesişmelerin, keşiflerin ve düşüncelerin yeniden gerçekleşeceğini söylüyor ancak bu dönüşümlerin ne olduğunu açıkça anlatmayıp okuyucuyu belirsiz bir zeminde bırakıyor. Yine de sergiye gitmeden önce bu kelimeye takılan bendim. Sayıyı yazmadan geçemezdim.

Elbette bir sergi tanıtım metninden akademik bir incelemenin kanıt düzenini beklemiyorum. Tanıtım metinleri bir tür davetiyedir. Ama her davetiye gibi içeriğe dair bir söz verir. Ben de o sözü sınamaya gideceğim.

Giderken cebimde üç soru olacak:

  • Bacon ve Willing ile Bowling arasındaki bağ sergide nasıl kuruluyor?
  • Pusula olan kim ya da ne, arazi kim ya da ne?
  • Soyutlama ile figürasyon arasındaki ayrım ortadan kalkıyor mu, yoksa yan yana gelince daha mı görünür oluyor? (Yani…)

Sergiyi gezdikten sonra “yeniden” bir değerlendirme yazacağım.

Daha sakin ve baldan tatlı olacağım.

Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım sergisi, 29 Eylül 2026 – 31 Ocak 2027 tarihleri arasında Pera Müzesi’nde görülebilir.
Sergi bağlantısı: https://www.peramuzesi.org.tr/sergi/frank-bowling-yaratim-ve-yikim/1323

← Tüm yazılar

↑Yukarı Dön